Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Görünmeyeni İşitmek III. FASIL: EKSİLME (8. Bölüm) ÖMER HAYYAM İLE SÖYLEŞİ

Resim
  İSFAHAN’DA SOĞUK BİR ZİRVE Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti; Dereden akan su, ovada esen yel gibi. İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok: Gelmeyen gün bir, geçip giden gün iki. Ö. Hayyam İbn Sînâ'nın o vakur kütüphanesinden ayrılırken içimde tuhaf bir güven taşıyorum. Dünya; aklın sabrıyla çözülebilecek büyük bir düğüm gibi görünüyor bana. Hastalıkların bir nedeni, ruhun bir açıklaması var. Akıl yeterince ilerlerse, insanın evrenin merkezine bile yaklaşabileceğine inanıyorum. Ancak bu anlam yolculuğu uzadıkça, öğrendiğim her hakikat içimde yeni bir ağırlık bırakıyor. Atımı her mahmuzlayışımda o ağırlık biraz daha derine çöküyor. Bedenim dimdik duruyor; ruhumsa çoktan yorulmuş durumda. ….. Gece yarısı, ıssız bir kervan yolunda dizginleri çekiyorum. Atımın soluğu ayazda beyaz bir buhar olup dağılıyor. Rüzgâr birden kesiliyor. Yeryüzü öyle derin bir sessizliğe gömülüyor ki, kendi nefesimin sesi bile yabancı geliyor bana. Yalnızca kalbimin atışını ve atımın g...

Görünmeyeni İşitmek III. FASIL: AKLIN ÖTESİ (7. Bölüm): İBN SÎNÂ İLE SÖYLEŞİ

Resim
  Hemedan’da Bir Sürgün Kocatepe’nin barut kokan sabahından ayrıldığımda, içimde inşa edilmiş bir irade kalesi vardı. Mustafa Kemal bana aklın sınırlarını ve o sınırların içinde nasıl ayakta kalınacağını göstermişti. Nefsin terbiyesi tamamlanmış, iç savaşın kuralları yazılmıştı. Fakat insan yalnızca savaşan ve inşa eden bir varlık değildi. İradenin koruduğu o kalenin içinde neyin yaşayacağı ve daha da önemlisi, o yaşantının hangi hakikate bağlanacağı hâlâ belirsizdi. Akıl evreni haritalandırdığında, beden bir asker gibi disipline edildiğinde… geriye kalan o devasa boşluğu ne dolduracaktı? Bu sorunun peşine düşerek rotamı Doğu’ya çevirdim. Kadim dağların eteklerinde, sürgünlerin ve geçiciliğin şehri olan Hemedan ’a. Çöllerden esen rüzgâr, şehre toprak, safran ve eski bir yorgunluk taşıyordu. Dar sokaklar, kervansaraylar ve kerpiç evler… Hepsi aynı hükmü tekrar ediyordu: Kalıcı değilsin. Bu şehirde aidiyet bir yanılsamaydı. Herkes geçici, herkes yoldaydı. Ve işte tam ...